Geleneksel olarak yapılan işte risk ne kadar büyükse kazancında o kadar büyük olması beklenir. Bu durum özellikle bankacılık, borsa gibi reel sektörün dışında ki finansal enstrümanlarda geçerli bir kuramdır. Ancak yüksek risk içeren Ar-Ge projelerinde de risk ve kazanç arasında ciddi korelasyon var.
İyi planlanmış ve doğru yönetilen bir projede bu korelasyonun neticesi yüksek katma değer ve karlılık olur. Bu neticeyi elde edebilmenin en geçerli yolu gelişmiş proje yönetimi ve tecrübeden geçiyor.
Ar-Ge projeleri şirketlerin alışageldiği üretim, planlama yada satış projelerinden farklıdır. Öncelikle Ar-Ge projeleri doğası gereği bir ilki gerçekleştirmek üzere kurgulandığı için proje süresince birçok belirsizlik yaşanabilir. Örneğin geliştirdiği paketleme makinesinin vakumlama ünitesinde takılıp kalan müşterimiz, onlarca değişik motor, boru ve hazne ile denemeler yapmış ve farklı alternatifler denemiştir. Kablolamada problem yaşamış, kullandığı sensörlar çalışmamıştır. Ama müşterimiz halen projede risk olmadığını, biz sormadıkça aklına problem gelmediğini söyleyebiliyor.
Dünyada en tuhaf hikayelerin başında dişini fırçalarken boğulan adamın hikayesi anlatılıyor. Rutin işlerimizde bile birçok risk varken geliştirme projelerinde risk olmadığını ve farklı bir proje yönetimi gerekmediğini söylemek hayalcilik olur. Hayaller güzeldir ama bazen pahalıya patlayabiliyor.
Köklü bir Ar-Ge kültürü bulunmayan ülkemizde Ar-Ge projelerin yönetimi konusunda sınırlı deneyim bulunması gayet doğal. Bu deneyimi daha fazla proje yaparak ve bilenlerden yardım alarak arttırabiliriz. Ancak her projede bilimsel yönetim araçlarına ve hatalardan ders cıkararak planlamaya daha fazla önem vermelisiniz. Yapılan her projede şirketin Ar-Ge alt yapısını güçlenecek, proje geliştirme süreci kısalırken, sabit maliyetler düşücektir.
İhtiyacınız olan yardımı danışmalar ve/veya Ar-Ge teşviği sağlayan kurumlar verebilir. Benim önerim ilk deneyimlerinizde iki opsiyonu ortak kullanarak ve zamanla süreci içselleştirmeniz yönünde.
Teşvik alınabilecek kurumlar, örneğin TÜBİTAK-TEYDEB, projenizin izlenmesi ve değerlendirilmesi için projenizin Ar-Ge niteliğini değerlendiren bir akademisyeni (hakem) projenize izleyici olarak atar. İzleyici akademisyenin görevi 6 aylık dönemlerde hazırlanan raporları baz alarak yapılan teknik çalışmaları denetlemek ve rapor hazırlayarak TÜBİTAK’a sunmaktır. İzleyici hazırladığı raporla hak edilen hibe teşviği tam olarak alabilmenizi sağlayabileceği gibi projenin durdurulmasını veya iptalinide sağlayabilir. Bu nedenle proje planındaki vaatlere sadık kalmanız ve süreçte izleyiciniz ile sürekli iletişimde olmanız çok önemli.
Mevzuat gereği izleyiciden maddi menfaat karşılığı danışmanlık almazsınız ancak izleyicinin görevide sadece 6 aylık raporları değerlendirmek değildir. Kaçıncı projeniz olursa olsun konusunda uzaman olan ve büyük ihtimalle sizin projeniden önce onlarca projeyi yönetmiş izleyiciniz yardım almak için önemli bir kaynaktır. Takıldığınız konular, kaynak araştırması, insan kaynağı veya proje yönetimi konusunda izleyiciden faydalanabilirsiniz. Projenin belirlenen rotada ilerleyebilmesi için alacağınız tavsiyeler yararlı olacaktır. Ayrıca süreçte izleyicinizle ne kadar yakın ve açık çalışırsanız 6 aylık dönem raporlarının yazılması ve değerlendirmesi de o kadar kolay geçer.
Ar-Ge teşviklerini kullanarak sadece maddi olanaklardan değil, bilimsel proje yönetimi desteği ile finansal ve yönetsel risk paylaşımından da faydalanmanız mümkün.

Yorum yapın
Bu makale için yorumlar beslemesi